Yukarı Yahyasaray, Oğuzlardan bugüne uzanan köklü geçmişi, stratejik konumu ve verimli topraklarıyla yüzyıllardır yaşayan bir yerleşimdir; gelenekleri, doğası ve dayanışma kültürüyle bölgenin hafızasını taşır.
ÖNSÖZ
Köyümüz hakkında yazılı bir kaynak bu güne kadar hazırlanmamıştır. Çoğunlukla canlı kaynaklardan yararlanılarak bu kitap hazırlanmıştır. Bu kitabın hazırlanmasına katkılarından dolayı, Yukarı Yahyasaray Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı'na şükranlarımı sunuyorum. İnanıyorum ki bu bir başlangıç olur ve bu gibi çalışmaların arkası daha güzel olarak gelir. Eksik kalan yönleri, ele alınmayan konularıyla kısaca tüm kusurlarıyla beğeneceğinizi ümit ederim.
Zekeriya Akdoğdu.
İÇİNDEKİLER
- Köyümüzün Sınırları
- Köyümüzün Adı Nereden Geliyor?
- Köyümüzün Tarihçesi
- Köyümüzün Geçim Kaynakları
- Köyümüzün Piknik Yerleri
- Köyümüzün Yaylaları
- Köyümüzün Akar Suları
- Köyümüzün Nüfusu
- Köyümüzde Görev Yapan Muhtarlar
- Köyümüzde Eğitim Öğretim
- Köyümüzün Gelenek Görenekleri
- Köyümüzde Kültür ve Edebiyat
- Köyümüze Has Ünlü Yemekler
KÖYÜM KIŞIN BİLE YEŞİL KOYUN KUZU MELEŞİR HERKES İŞE YERLEŞİR ÇALIŞKANDIR BENİM KÖYÜM — Zekeriya Akdoğdu.
"Ya KEMER YA SEMER" — Mehmet AKYÜREK (ŞİBİDİK).
1. KÖYÜMÜZÜN SINIRLARI
Kuzeyinde Akdağmadeni ilçesi,doğuda Sivas ili Gemerek ilçesi Çat köyü ile, güneyde İnönü köyü ile, batıda Aşağı Yahyasaray Köyü ile sınırdır.Bunun yanında Akçakışla Köyü, Eynelli Köyü, Özer Köyü, Davulbaz Köyü, Başçatak Köyü, Evciler Köyü ile köyümüz sınır komşusudur.Köyümüz Yozgat ili Çayıralan ilçesine bağlıdır. Köyümüz Çayıralan ilçesine 33 km, Sarıkaya ilçesine 40 km, Akdağmadeni ilçesine 22 km uzaklıktadır.
2. KÖYÜMÜZÜN ADI NEREDEN GELİYOR ?
Köyümüz kurulmadan önce, Çarşınınöz ve Ahmet'in Köyünde yaşayan insanların olduğu zamanlarda buraların beyi, Yahya Bey varmış. Kendi adına yaptırmış olduğu sarayında yaşarmış. Günlerden bir gün şiddetli yağan yağmurlar sonucu büyük bir sel felaketi olmuş. Sel felaketinden, Yahya Beyin Sarayı da nasibini almış. İki' ye bölünerek sarayın bir kısmı aşağıya doğru sürüklenmiş. Böylece yukarıda kalan kısmına Yukarı Yahyasaray, aşağıda kalan kısmına buralara yeni yerleşen insanlar tarafından Aşağı Yahyasaray denmiş. Böylece köyümüzün adı tahminen 1200 yılından dan bu tarafa Yahyasaray olarak değişmeden kullanılmıştır.
Çevre köylerde ,halk arasında yukarı köy ,aşağı köy tabirleri de sıkça kullanılmaktadır.Özellikle İnönü' lüler bilerek ve ya bilmeyerek Yasereyin ismini sıkça kullanırlar. Köyümüzün adı ile ilgili olarak Durali Doğan'ın Yozgat Şair ve Yazarları adlı kitabının 154. sayfasında Aşağı Yahyasay köyünden Aşık Hacı'nın deyişiyle şu bilgiler vardır.
Yahyasaray Yahya bey yaptırmış kale sarayı Uğrunda konak var yücedir yeri Tarihini söyler aşığın biri Tarihinde yerin var Yahyasaray'ı Bin iki yüz yılında yapılmış kale Gelmiş bu günlere hep elden ele Aşıklar söyleyip getirir dile Tarih de yerin var Yahyasaray'ı Yahya Bey yaptırmış kaleyi saray Aşıklar dilinde tarihi kolay Başını ziyaret ederler her ay Tarih de yerin var Yahyasaray'ı "Kara Mollam der ki övdüm Saray'ı Sene bin iki yüz tarihdir deyi."
3. KÖYÜMÜZÜM TARİHÇESİ
Oğuzların Bozok koluna mensup Türkmenler , XV. Asırdan itibaren Yozgat civarına yerleşerek bu bölgeye Bozok adını vermişlerdir.Bu bölgede daha önceleri Kara Tatarların bulunduğu sanılmaktadır. Ancak Timur Ankara Savaşından (1402) sonra bunları bu bölgeden sürmüştür.Daha sonra bu bölgeye, Sivas'ın güneyinde, Kayseri'nin doğusunda yaylayan Dulkadirli Türkmenler gelerek yerleşmişlerdir. Biz Dulkadiroğlu Şahsuvar Beyin Emirleri arasındaki Söklenbeğ adını alan oymağa mensubuz.
Köyümüzün eski muhtarı Mustafa AÇIKGÖZ'den aldığımız bilgilerle köyümüzün kuruluşu şu şekilde olmuştur. 110 yaşındaki ana dedesinden duyduklarını anlatarak konuşmaya başladı. Mustafa Açıkgöz 1926 doğumlu olup 3 dönem muhtarlık yapmış köyümüz halkından çok değerli bir insandır Ahmet'in köyünde yaşamakta olan Ahmet Kocanın yanına üç aile gelerek bizler göç etmekten yorulduk, devamlı olarak yerleşeceğimiz bir yer arıyoruz demişler.
Ahmet Koca bugünkü köy önü ve caminin altında kalan yerleri göstererek buralara yerleşin demiş.
Daha sonra Ahmet Koca ölmüş çocukları da başka yerlere göç etmişler. Günümüzde Ahmet'in Köyü diye anılan bir mevki halen var. Köyümüzün ana çatısını üç sülale oluşturmuş, daha sonra yedi sülale gelerek buraya yerleşmiştir. O günkü sülalelerle bağ kurularak, bugün çok tanınan insanlardan örnekler verilmiş olup soyadı geçmeyenlerden özür diliyorum.
İlk Sülaleler ve Sonradan Yerleşenler
- Haliloğulları (Halilevigil)
Oktay, Akbaba, Atmaca, Aktaş soyadı bu sülaleye ait. Mustafa Oktay (imam), Tahsin Akbaba, Nurullah Atmaca (öğretmen), Hamdi Oktay (öğretmen),Ali Mehmet Aktaş. - Karamehmetoğulları (Mehmetevigil):
Adak, Aksoy soyadı bu sülaleye ait. Kara Duran Adak, Halit Aksoy. - Çelebioğulları
Akyürek ve Akay soyadı bu sülaleye ait. Ahmet Akyürek, Hasan Hüseyin Akyürek (öğretmen), Tatlı Bekir Akay, Mehmet Akay. Bu üç sülaleden sonra gelen sülaleler göçebe olarak gelmiş ve köye yerleşmişlerdir. - Ustalıoğulları
Ak soyadı bu sülaleye ait. Hacı Yusuf Ak, Kadim Ak (cızzıt), Ramazan Ak. - Berberoğulları
Erdoğan ve Adsalmış soyadları bu sülaleye ait. Süleyman Erdoğan (Kaymakam), Yusuf Erdoğan (esnaf), Salih Erdoğan (memur), Derviş Adsalmış, Ahmet Adsalmış. - Kıraçoğulları
Abaylı soyadı bu sülaleye ait. Rasim Abaylı, Deli Ladim Abaylı, Abdullah Abaylı (öğretmen), Salih Abaylı (öğretmen). - Hacıgil
Akdoğdu, Akbolat ve Akça soyadları bu sülaleye ait. Zekeriya Akdoğdu (öğretmen), Ali Akça, Ali Mehmet Akbolat (gödek). - Konaklıoğulları
Açıksöz ve Açıkyürek soyadları bu sülaleye ait. Kerem Açıksöz (öğretmen), Bünyami Açıkyürek. - Yusufkahyaoğulları
Açıkgöz soyadı bu sülaleye ait. Mustafa Açıkgöz, Naci Açıkgöz (öğretmen). - Köseoğulları
Ağarmış ve Akpınar soyadları bu sülaleye ait. Mustafa Ağarmış, Yahya Akpınar.
Köyümüz bugünkü haline bu on sülaleden çoğalarak gelmiştir.Zamanla on bir evden oluşan bir topluluk Aşağı Yahyasaray'ı kurmuşlardır. Bu bilgilerin tamamı Mustafa Açıkgöz 'den alınmıştır.
"Kazada Kaymakam, Burada Ben" — Ahmet AKYÜREK (Kelehmet)
4. KÖYÜMÜZÜN GEÇİM KAYNAKLARI
Köyümüzün geçim kaynakları oldukça sınırlıdır. Geçine bilmek için büyük gayret gereklidir. Köyümüz orman köyü olduğu için orman işçiliği yapılmaktadır. Bu işe halk arasında makdağcılık denilmektedir. 80 ile 100 kişi arasında insanlar bu işkolunda çalışmaktadır. Günümüzde makdağ işi gittikçe azalmaktadır.
Yeri gelmişken köyümüzde yetişen ağaç türleri hakkında bilgi verelim: Köyümüzü oluşturan ormanların % 80 i kızıl çam ormanıdır. %10u meşe, %5i ardıç, %3ü dağ kavağı, %2si de dağ meyvelerini oluşturan ağaçlardır. Ormanın birçok faydası vardır. Nisan ve Mayıs aylarında yetişen bir çeşit mantar türü olan göbelek sayesinde sezonluk 10 milyara yakın para köyümüze girmektedir. 1 kg göbelek, her yıl 10 dolar civarında etmektedir. Temmuz ve Ağustos aylarında toplanan salep de önemli bir geçim kaynağıdır. Türkiye'nin En ünlü salebi Akdağlar salebidir. Salepten dondurma yapılarak ve sıcak içecek olarak faydalanılmaktadır. Daha bir çok bitki türü ormanda yetişmektedir.
Köylüler kışlık yakacaklarını, ilçe orman işletme müdürlüğünden alınan ruhsatlı izinle temin ederler. Bunun için önceden belirlenen ücreti, muhtarlık tarafından toplanarak ilçe orman işletme müdürlüğüne yatırılır. Ekim ayı içind belirlenen günlerde köylüler yakacaklarını getirirler. Bunu köylüler güz odunu olarak adlandırır.
A) Köyümüzde Tarım
Köyümüzde tarım oldukça sınırlı olan arazilerde, sayılacak kadar az insan tarafından yapılmaktadır. Çiftçiliği insanlar kendi ihtiyaçlarını karşılamak için yapmaktadırlar. Köyümüzde buğday, arpa, çavdar ve fiğ ekilmektedir. Bostan tarlalarında patates, barbunya, beyaz fasulye hatırı sayılacak kadar yetiştirilmektedir. Köyümüzün patatesi çok ünlüdür. Bunun yanında bazı sebzeler de üretilmektedir. Meyvecilikte hemen hemen hiç yoktur.Köyümüzde birkaç aile arıcılık yapmakta dır. Bu yıl 1 kg bal , 5 milyon tl dir.
B) Köyümüzde Hayvancılık
Köyümüz hayvancılığa oldukça elverişlidir. Bundan 15 ile 20 yıl öncesi 14 sürü koyun, 600 inek, 50 manda ile hayvancılık yapılmakta idi. Yaylalar insanlarla dolar taşardı. Günümüzde ise 8-10 aile büyük baş hayvancılıkla uğraşmaktadır. Köyümüzde manda (camız) türünden eser bile kalmamıştır.
Küçük baş hayvancılık Sami Erdoğan tarafından yapılmaktadır. Başka hiç kimse küçük baş hayvancılık yapmamaktadır. İlaç için ararsanız bir tas koyun yoğurdu bulamazsınız. İhtiyaçlarını karşılamak için kümes hayvanlarından tavuk, horoz, hindi, ördek, kaz beslemektedirler.
5. KÖYÜMÜZÜN PİKNİK YERLERİ
Köyümüz orman köyü olduğu için piknik yerleri bakımından oldukça zengindir. Burada köyümüzün piknik yerlerini tanıtmaya çalışacağız.
- A) Hacetpınarı
Kırklar, Yediler zamanında ermişlerin yaktığı yedi meşaleden birisinin düştüğü yer olarak kabul edilen bir yerdir. Bu yer köyümüze yaklaşık olarak 15 km uzaklıktadır. Büyük Aksakkeçi'nin altı derede yer alan kendi adıyla anılan yerdedir. "Bu pınarın suyu mağarayı andıran bir kayanın içinden çıkmaktadır. Bilinen en eski piknik ve ziyaret yeridir. Suyunun taş suyu olmasına rağmen düne kadar canlılığını muhafaza etmiştir. Kurbanlar burada kesilir. Dilekler burada tutulurdu. Bu suyun içine bozuk paralar, düğmeler, nazarlıklar atılır, dilek tutulur, kabul olması için Allah'a dua edilirdi. Karşısında bulunan türbe ziyaret edilir, çaputlar bağlanırdı. Duyduğum kadarıyla çocuğu olmayanlar, sürekli hasta olanlar, bu yeri sıkça ziyaret ederlermiş. Orman işletmesi tarafından çeşme ve çevre düzenlenmesi yapılarak bugünkü halini almıştır. Bu çeşmenin yanında birde mağara bulunmaktadır. - B) Bekirpınarı
Köyümüze yaklaşık olarak 12 km uzaklıkta olup Hacetpınarı yolu üzerindedir. Suyunun çam suyu olmasına rağmen çok fazla piknik yeri olarak kullanılmaktadır. - C) Bebeklinin Konduğu Yer
Köye 20 km kadar uzaklıktadır. Tamamen orman içidir. Hiç şüphesiz bu dağların en kaliteli suyu olduğu söylenir. - D) Kaplağın Pınar
Amı'nın yüzünde poyraz tarafında bir piknik yeridir. Köye yaklaşık olarak 12 km uzaklıktadır. Kaliteli suyu vardır.Sıkça gidilen bir piknik yeridir. - E) Gerimşekli Derenin Ağzı
Tahsin Akbaba tarafından pınar halinde iken, iki oluklu bir çeşme yaptırılmıştır. Sıkça gidilen bir piknik yeridir. Yaklaşık 16 km köye uzaklığı vardır. Suyunun kalitesi tartışmasız çok güzeldir. Ancak yıl 2001'de suyu soğulmuştur. - F) Çamrak
Köyümüze 10 km uzaklıkta olan suyunun güzel olduğu bilinen bir piknik yeridir. Genellikle Akçakışlalılar kullanır. - G) Geçirim Oluk
Hasandağının dibinde Karakuzayın altında köye 16 km uzaklıkta çok güzel bir piknik yeridir. Karşıdan karşıya ağaç olukla suyu geçirildiği için adını buradan almıştır. Kışın suyu oldukça ılık, yazın suyu oldukça soğuktur. Suyun altıda elinizi bir dakika zor tutarsınız. Ulaşım, yolların bakımsız olmasından dolayı oldukça zordur. - H) Çatak
Cıkkanın Mustafa Erdoğan tarafından yaptırılmıştır. Suyu karşıdaki gün görmezden bu tarafa getirilerek çeşme yapılmıştır. Köye en yakın, oturma alanlarının düzlüğü burasının çok tercih edilmesine neden olmaktadır. Çatak çayının hemen yanından akması, ayrı bir güzellik katmaktadır.
Daha bir çok piknik yerlerimiz vardır. Yalnız buraların temiz tutulması, korunması gerekmektedir. Bizler elbette üzerimize düşen görevleri yerine getirmek, bu yerleri bu şekliyle bizden sonraki nesillere bırakmak zorundayız.
6. KÖYÜMÜZÜN YAYLALARI
Yaylar hakkında bilgi vermeye geçmeden önce Sırıklı' da yapılan yayla kavgasını anlatalım. Bu kavgayı olayın bizzat içinde yaşayanlardan Ladim ABAYLI ve Ali SAÇLI'nın ağzından naklediyorum. Ladim ABAYLI 1942 Doğumlu. Ali SAÇLI 1939 Doğumlu. Kavganın olduğu tarihte muhtarımız Bekir Akbulut. Kavganın olduğu tarih 1959 yılının Haziran ayının 10 ile 15. günleri.
Olay öncesi: Emirbey köyünün ileri gelenleri kendi köyümüzün ağaları ile dostluklarına dayanarak, köyümüzün tabiri ile bir kaç sepet erik ve elmayı alarak bu köylerin Çukuryurt'ta yaylamalarına göz yummuşlar. Öyle bir zaman gelmiş ki artık bu köylüler bu yurdu kendi malları sanmaya başlamışlar. İşte olaylar bundan sora başlamış.
Ladim Abaylı: Yusuf Kahya, Ali Kahya, Cambaz bize misafir olarak gelmişlerdi. Bende odaya yemek götürüp getiriyordum. Yemekler yendikten sonra çay içmeye başladılar. Bu arada yaylalarla ilgili konuşuyorlardı. Bende kulak misafiri oldum. Babama sizin yaylayı elinizden alacağız. Sizi avratsız bırakacağız diyorlardı. Bu lafları duyunca fena halde bozuldum, utandım. Bu laflardan sonra onları odadan kovdum. Köyü terk edip gittiler.
Hemen köyün içine çıkarak benim gibi yedi arkadaş buldum.Durumu onlara da anlattım. Bu arada o köylüler Çukuryurt'ta yayladaydılar. Bizde yaylaya konmuştuk. Köyden toplanan kalabalıkla yaylaya vardık.
Muhtar Ali-Bu arada bu yayla bizim, yok bizim. Burası Hacı Bey'in yurdu, yok olmaz burası bizim yurdumuz Çukuryurt. Böylece bu tartışma devam etmeye başladı. Emirbey'liler Akdağmadeni jandarmasını yaylaya davet etmişler, koyun kesmişler ziyafet veriyorlarmış.
Olayın başlaması: Jandarmaların yaylada olduğu gün Yarıkkaya'da yaylayan yaylacıların çadırında, Emirbey'li iki genci bizim köyün gençleri yakalıyorlar ve bunları dövüyorlar. Bu sırada Abdulla'nın Halil "Bizim uşakları dövüyorlar." dedi.Yaylada bulunan köylülerimiz bu curcuna içinde tam ne olduğunu anlamadan olayın olduğu yöne doğru büyük bir hışımla gitmeye başladılar.
Ladim Abaylı: Jandarmanın taraf tuttuğu belliydi. Olaylar başlayınca çala aşağı iniyordum. Birde baktım ki derede Jandarma çavuşu ve Emirbey'liler yemek yiyyorlar. Burada neler oluyor diye bağırmaya başladım. Komutan daha beter olacak deyince, çal dan aldığım kocaman bir taşı komutana fırlattım. Komutan başını sapıtarak taştan kurtuldu. Taş çayıra saplandı. Bu arada jandarmalar olayın ne olduğunu anlamaya çalışıyor, bir yandan da köylülerin arasına girerek olayların büyümesine engel olmaya çalışıyorlardı. Artık köylülerimiz jandarmayla karşı karşıya kalmışlardı. Emirbey'lilerle kavga unutulmuş artık jandarmayla kavga başlamıştı. Jandarmalar halkın üzerine ve havaya ateş açmışlardı. Kurşunların arasında kalmıştık. Bu kargaşa devam ederken bağırtılar arttı. İşte o sırada rahmetli Bodalinin Sarı ayağından vurulmuştu.(Ömer Osman Akdoğu).
Muhtar Ali: Köylülerle jandarmanın üzerine yürürken bir jandarma bana dur gitme dedi. Gidersem ne olur dedim. Tüfeğin dipçiği ile bana vurmaya kalkıştı. Bende elini kıvırıp tüfeği aldım. Hemen yanında bulunan arkadaşı da geldi. İkisi bir olup tüfeği geri elimden aldılar. Hemen oradan uzaklaştılar. Komutan bizimle başa çıkamayacağını anlayınca askerlerini toplayarak Karaca Ziyarete doğru gittiler. Oradan Yozgat'taki alaya haber vermişler. İlkindi geçerken obaya indik. Aynı gün Yozgat'tan alay da geldi. Olay yeri ve olay kontrol altına alındı. Bizlerden yakalananlar koşana dizilmeye başlandı. Sütlerimiz yoğurtlara unlarımız yerlere karıştırıldı. Kısaca o gece çok uzun geçti, işkenceye maruz kaldık.
Ladim Abaylı: Ben bu sırada ormanda saklanmaya başladım. Bu olaya karışanlar birer birer yakalanarak AKDAĞMADENİ hapishanesine götürüldü. Bunlar on beş yirmi kişi kadardı. Beni de köyde yakalayarak hapishaneye attılar.
Olayın sonu: Böylece olaya karışanlar mahkemeye çıkarıldı. Mustafa Açıkgöz devlet tatile gitti diyerek bu sözünden dolayı bir ay hapis yattı. Avukat tutuldu. Yargılama sonucu birer ay hapis yattıktan sonra tahliye olduk.
Bu olaylardan sonra Emirbey' liler bir daha yaylaya gelemediler. Böylece yaylalarımıza sahip çıktık.
Bu olaya burada adını sayamadığımız bir çok köylümüz katılmış. Bugün hepsine teşekkür ediyor, ölenlere Allah'tan rahmet, kalanlara ise uzun ömürler diliyoruz.
- A) Sırıklı Yaylası: Akdağlar üzerinde 1220 metre yüksekliğinde bir yayla (plato) dur. Dört obadan oluşmaktadır.
- B) Karlık: Adını Ağustos ayına kadar kar kaldığı için karlık olarak almıştır. Burası Sırıklı'nın kuzeyinde yer alır. Günümüzde kullanılacak durumda değildir.
- C) Karşı Oba: Sırıklı yaylasının orta obasının karşısında yer aldığı için karşı oba denilmiştir. Günümüzde kullanılacak durumda değildir.
- D) Aşağı Oba: Sırıklının güneyinde ve altıda olduğu için aşağı oba denilmiştir. Suyu bol ve çok soğuktur. Tekmile ve Tahir Akpınar tarafından üç haftlı bir oluk yaptırılmıştır. Günümüzde kullanılmamaktadır.
- E) Sarı Mehmet Oğlunun Yurdu: Bir zamanların en dulda yaylasıdır. Sırıklı'nın güneyinde yer alır. Günümüzde kullanılmayan bu yaylanın üst kısmında madencilerden kalma 30-40 metre derinliğinde bir çukur vardır. Üst tarafında Nuh Tufanı'ndan kaldığı sanılan yazılı taşlar vardır. O eski ihtişamından bugün eser yoktur.
- F) Çukuryurt: Uğruna kavgaların yapıldığı gençlerin koşana dizildiği yer. Sırıklı'nın doğusunda yer alır. Sırklı deresinin suyunun doğduğu alandır. Gerçekten çukur bir yerdir. Adını buradan almıştır. Üç ayrı pınarında kırk göz su kaynayarak çıkmaktadır. Buz gibi suyu vardır. 2001 yılında yaşanan kuraklığa rağmen suyunda hiçbir azalma olmamıştır. Adeta büyük bir öz buradan doğmaktadır. Yayla yeri olarak elverişli olmasına rağmen günümüzde kullanılmamaktadır. Adeta kaderine terk edilmiştir. Bugün Başçatak köyü tarafından daha fazla kullanılmaktadır. Eğer buralara sahip çıkılmaz böyle boş bırakılırsa, yıllar önce çekilen o sıkıntıların hiçbir anlamı kalmaz.
- G) Ahmet Kahyagil Obası (Orta Oba): Genellikle bu sülaleye ait şahıslar tarafından kullanıldığı için adını bu sülalenin adından almıştır. Sırıklı yaylasının tam ortasında kurulan bu oba günümüzde halen kullanılmaktadır. Sırıklı'nın belde kurulduğu için hem Çukuryurt hem de köye bakmaktadır. İlikbuyduran adında çok soğuk bir suyu vardır. Günümüzde büyük baş hayvancılık yapan aileler tarafından kullanılmaktadır.
- H) Soğluk: Sırıklı ve Büyük Aksakkeçi yaylaları arasında kalan bel üzerinde bir yayladır. Bir zamanlar bol miktarda arpa ekilirmiş. Bugün orman işletmesi tarafından bir bölümü tel örgü ile çevrilmiş ve köyün kullanımına yasaklanmıştır. Tam orta yerinde eski zamanlardan kalma bir mağara girişi vardır. Günümüzde bu girişin ağzı taşlarla kapatılmıştır.
- I) Büyük Aksakkeçi: Günümüzde kullanılan yaylalarımız-dandır. Herklik döneminde yayla olarak kullanılır. Ekinlik zamanı ekilebilen bir arazidir. Büyükbaş hayvancılık yapanlar tarafından kullanılmaktadır.
- İ) Küçük Aksakkeçi: Günümüzde büyük-baş hayvancılık yapanlar tarafından kullanılmaktadır. Ekinlik zamanı Büyükaksakkeçi yayla olarak, herklik zamanı Küçükaksakkeçi kullanılmaktadır.
Atgüden, Çamrak, Hüyüklüce, Armutalanı, Dikenli, Elmaçukuru gibi eskiden kullanılan yaylalarımızda vardır.
"HALİNE BAKMAZ HASAN / DAĞINA ODUNA GİDER." (ATASÖZÜ)
7. AKARSULARIMIZ
Bizim dağlardan doğan dereler öncelikle Kanak çayını oluşturur. Kanak çayı delice ırmağına oradanda Kızılımak'a karışarak Karadeniz'e dökülür.
- A) Hergöç Deresi: Başınyayla ve Göl alanından doğan sularla beslenir. Hergöç deresinden geçerek Saray çayına köyün önünde karışır.
- B) Kertme Deresi: Çamrak, Armutalanı, Hüyüklüce, Evcialanı mevkiinden doğan sularla beslenerek kertme ağzında Dolamaç deresine karışır.
- C) Ortaören Deresi : Ustalıgilin Hüyük-lüce'den ve civarından doğan sularla beslenerek Ortaören ağzında Dolamaç deresine karışır.
- D) Yurtlar Deresi : Atbağlayan, Hamzabey, Kızıliniş, Hezenlik, Dağinönü, Cecelininoluğu mevkilerinden doğan sularla beslenerek dolamaçta dolamaç deresine karışır.
- E) Dolamaç Deresi: Yukardaki dereler birleşerek Dolamaç deresini oluşturur. Çarşınınöz ve Dolamaç mevkinden geçerek dairenin önünde Saray çayına karışır.
- F) Tuzcuyurdu Deresi: Kalınharman, İnönü köyü civarı dağlardan doğar. Kaya dibinde Çatak deresi ile birleşir.
- G) Çatak Deresi: Sıcakyurt, Karakuzey, Sırıklı, Elmaçukuru ve Hasan dağından doğan sularla beslenerek Kazıklıca'da Sıtmapınarı deresi ile birleşir.
- H) Sıtmapınarı Deresi: Büyükaksakkeçi, Soğluk, Hacetpınarı, Gerimşeklidere, Bekirpınarı, Boztavut, Dikenli, İnceciğindere ve civarından doğan sularla beslenerek Kazıklca'da Çatakderesi ile birleşir.
8. KÖYÜMÜZÜN NÜFUSU
2000 yılı nüfus sayımına göre köyümüzün nüfusu 2314 kişi olarak tespit edilmiştir.
Halen köyümüzde yaşamakta olan nüfusumuz ise 1050 kişidir.
Şu anda köyümüzde ikamet eden 205 hane vardır. Yukarı Yahyasaray'lı olarak şu anda dünya üzerinde yaşayan 4200 kişi vardır. Bir genelleme yapacak olursak nüfusumuzun % 60'ı genç, % 30'u orta yaşlı % 10'da ihtiyarlardan oluşmaktadır. Halen oturan nüfusla sayımda çıkan nüfus arasındaki farkı merak etmişinizdir. Belediye olmak için Kayseri' de oturan vatandaşlarımızın sayım günü köyümüzde bulunmalarından kaynaklanmaktadır.
9. KÖYÜMÜZDE GÖREV YAPAN MUHTARLAR
Adı Soyadı Lakabı Yılı İsmail AĞAN İSMAİL KAHYA 1935-1937 Hüseyin ABAYLI KOCA HÜSEYİN 1937-1939 Arif ALTIN ARİF ONBAŞI 1939-1940 Mehmet ERDOĞAN MEHMET AĞA 1940-1942 Ahmet AKBABA AHMET KAHYA 1942-1946 Hüseyin ERDOĞAN HÜSEYİN KAHYA 1946-1950 Mustafa ALTIN MUSTAFA KAHYA 1946-1950 Bekir AKBULUT BEKİR KAHYA 1950-1955 İhsan ACUR 1955-1960 Mustafa AÇIKGÖZ AÇIKGÖZ 1960-1972 Duran AKCAN SELLİ DURAN 1972-1976 Mehmet AYDOĞMUŞ 1983-1993 Derviş ADSALMIŞ Derviş AĞA 1993-1998 Yusuf ALPTEKİN 1998-2004
10. KÖYÜMÜZDE EĞİTİM VE ÖĞRETİM
Köyümüzde ilkokul 1952 yılında açılmıştır. İlk zamanlarda okula karşı ilgisiz kalınmış zaman geçtikçe okulun kıymeti anlaşılmıştır. Okuma yazma oranı gün geçtikçe artmıştır. Bu artışın sebebi hiç şüphesiz köyümüze bir çok hizmette bulunan Ahmet Şükrü Açıkgöz öğretmenimizin sayesinde olmuştur. Daha sonra rahmetli muhtarımız Mehmet Aydoğmuş'un zamanında orta okul açılmıştır. Ne yazıktır ki orta okulun kıymeti de geç anlaşılmıştır. 1992 yılında Seki mahallesine ek bina yapılarak okulların bir arda olması sağlanmıştır. Okula gereken ilgi gösterilmeye başlanmıştır. Okulun etrafı çevrilmiş, ağaçlandırma yapılmaya başlanmıştır. Köyümüz okulundan mezun olup ta bugün devlet kadrolarında çalışan insan sayısı oldukça azdır. Acizane beş yılda benim hizmetim olmuştur.
Bizim dönemde okulumuzdan mezun olup ta şu anda devlet kadrolarında çalışanları şöyle sıralayabiliriz:
Süleyman Erdoğan – Kaymakam Naci Açıkgöz – Öğretmen Zekeriya Akdoğdu – Öğretmen Guddusü Adaklı – Subay (Üsteğmen) Atalay Adaklı – Astsubay Abdullah Abaylı – Öğretmen Nurullah Atmaca – Öğretmen Mustafa Oktay – İmam Metin Acur – İmam Salih Abaylı – Öğretmen Kerem Açıksöz – Öğretmen Hamdi Oktay – Öğretmen
"Erkek çocuklar nasıl olsa okur, Kız çocuklarınızı mutlaka okutun." — Z. Akdoğdu.
Köylülerimiz tarafından birde Kur'an Kursu yapılmıştır. Sekiz on yıl hizmet verdikten sonra öğretmensizlik ve öğrencisizlikten kapanmıştır.
11. KÖYÜMÜZÜN GELENEK VE GÖRENEKLERİ
A) DÜĞÜN
A) Dünür Gitme
Evlenecek çağda oğlu olanlar oğlunu evlendirmek için kendi ailelerine münasip bir kız aramaya başlarlar. Bir kız bulunursa dünür gidilir. Oğlan tarafı kız tarafına dünür gider. Dünürcülüğe bazen de hatırı sayılır insanlarda götürülür. Hoş beşten sonra çaylar içilmeye başlar, hafif hafif sohbet edilir. Aslında bütün bunlar esas konuya bir hazırlık taşır. Yavaş yavaş niyetler belli edilmeye başlar. Bir yolu bulunarak dünürcülük anılır. "Allah'ın emri, Peygamber Efendimizin kavli ile oğlumuza kızınızı istiyoruz." derler. Kız tarafı "Biraz düşünelim, kızımızla konuşalım biz size kararımızı bildiririz." derler. Böylece sözler tamamlanır. Misafirler yolcu edilir. Kız tarafı kendi arasında durumu değerlendirir. Olumlu veya olumsuz bir cevap oğlan tarafına gönderilir. Eğer cevap olumlu olursa, başlık kesmek için gün kararlaştırılır. Kararlaştırılan gün köy halkı okunarak köye duyurulur.
B) Başlık Kesme
Oğlan ve kız tarafı bakkallardan aldıkları kağıtlı şekerlerle köylüyü başlık kesmeye okur. Başlık kesme işi erkekler arasında yapılır. Belirlenen gün ve saatte kız yakınları kız evinde, erkek yakınları erkek evinde toplanır. Oğlan evinde şerbet hazırlanır, lokum ve bisküvi alınır. Hazırlanan bu malzemelerle birlikte kız evine gitmek için oğlan evinden hareket edilir. Kız evine gelindiğinde kız tarafından oğlan tarafına oturacakları yerler gösterilir. Buyurun ağalar şöyle buyurun denerek ikramda bulunulur. Hoş beşten sonra çaylar gelir içilmeye başlar. Cemaat arasında kısa süreli sohbet başlar. Kalabalığın arasından kız tarafının sözcüsünün sesi duyulur. "Her zaman buraya gelmezdiniz, bu kalabalığın nedeni nedir?" ve benzeri sorularla konuşmaya başlar. "Hoş geldiniz, sefa geldiniz ." Buyurun. Bu sırada oğlan tarafının sözcüsü "Hoş bulduk, sefa bulduk." Der. Hemen ardından "Allah'ın emri Hz. Muhammed Mustafa (sav) Efendimizin kavli ile kızınıza oğlumuz için dünür geldik. Akrabalığa kabul ederseniz memnun oluruz." Der. Kız tarafından bir liste sunulur, bu liste orada yüksek sesle okunur. Abartılı bir istek varsa o listeden çıkartılır. Eğer oğlan tarafı Almancı ise şu kadar mark, şu kadar dolar v.s. gibi bu paraları da listelerde görmek mümkündür. Hazırlanan şerbet dua için hocanın önüne konur. Hoca şerbeti dualar. Şerbeti getiren şerbetin üstünün açılması için oğlanın yakınlarından birinin önüne koyar. O da bahşişini vererek şerbetin üstünü açar ve ilk şerbeti o içer. Bu olayda zaman zaman terletme mevzuları da olmaktadır. Böylece şerbet cemaatin hepsine ikram edilir. Hazırlanan lokum ve bisküvi tabakları da cemaate dağıtılır. Yenilir, içilir ve yardımlaşmanın en güzel örneklerinden birisi sergilenerek yediklerinizin ve içtiklerinizin parası diye para toplanır. Sonra Cenabı Allah (cc) hayırlı uğurlu eylesin diyerek kalabalık dağılır.
C) Nişan
Kız ve erkek tarafları nişan için köyü okurlar. Nişan için daha önceden alış veriş yapılır. Erkek tarafında toplanan yakınlarla birlikte kız tarafına gidilir. Gelin ile damat hazırlanan yere oturur. Böylece nişan başlar. Oyunlar oynanır, şarkı ve türküler söylenir. Sıra yüzük takmaya gelir. İki alyansın ortasına kırmızı kurdele bağlanarak, gelin ve damadın yüzük parmaklarına takılır. Bundan sonra dua edilerek ortan ikiye kesilir. Bazen makas kesmiyor diye bahşiş istenir. Bu durumda bahşiş verilir. Allah (cc) hayırlı uğurlu eylesin diye dilekte bulunulur. Sıra takı merasimine gelir. Önce damat tarafı takılarını takar. Bir kişi takılan takıları yüksek sesle söyler. Sonra kız tarafı takılarını takar. Böylece takı merasimi sona erer. Sıra yeme ve içmeye gelir. Kabuklu fıstık ve kınalı şeker dağıtılır. Bazen de lokum ve bisküvi dağıtılır. Limonata ve şerbette içecek olarak dağıtılır. Bu fasıldan sonra biraz daha eğlenilerek nişan sona erer.
D) Gelin ve damat görme
Damat tarafı nişandan belli bir zaman sonra gelin kız görmek için gelinin evine giderler. Hoş beş, hal hatırdan sonra gelin gelerek misafirlerin elini öper. Eli öpülenler adet üzere geline harçlık verirler. Bu ziyarette geline hediyelerde götürülmektedir. Günümüzde yapılmamakla birlikte, daha önceleri damat görmeye de gidilirdi. Kız tarafı kendi yakılarından oluşan bir grupla damat görmeye giderdi. Misafirler karşılanır, yerlerine oturduktan sonra damat gelerek herkese kolonya ve şeker ikram ederek hoş geldiniz derdi. Yemekler yenir, çaylar içilir ve damada yüzüğü takılarak damat görme sona ererdi. Yeri ve zamanı gelmişken nişanlı görme işinden de bahsetmek gerekir. Nişanlı görmeye gitmeden evvel bir mendil hazırlanırdı. Bu mendilin içinde her türlü kuru yemiş, ayna, tarak, resim konulurdu. Başka hediyelerde konulmaktaydı. Mendil hazırlandıktan sonra işin en zor tarafı yakalanmadan nişanlı görmekti. Nişanlı görmek için her türlü fırsat değerlendirilirdi. Bütün dikkat ve gizliliğe rağmen yakalanarak zor durumda kalanlarda olmaktaydı. Günümüzde nişanlı görmenin hiçbir zorluğu kalmamıştır. Yine de adaba uygun olarak hareket etmek en doğru davranıştır.
E) Kına gecesi
Gelin kızın kendi evindeki son gecesi. Artık düğün başlamış, davullar çalınıyor, halaylar çekiliyor. Gelin ve damat evinde tatlı bir telaş hemen göze çarpıyor. Damat evinde toplananlar kına ve mumlarını, kuruyemişlerini alarak kına gecesi için kız evinin yolunu tutarlar. Kız evine gelindiği zaman, bir taraftan kına hazırlanırken oyunlar oynanır, türküler söylenir. Sıra kına yakmaya gelir. Hazırlanan kınanın üzerine mumlar yakılarak ortaya getirilir. Kına yakma merasimine başlanır. Bu arada şu beyitler söylenir.
"Kınayı getir aney Kınayı getir aney. Parmağın batır aney Parmağın batır aney. Bu gece buralıyam, Koynunda yatır aney."
Kına getirilerek gelin ve damada kına yakılır. Burada bulananlarda avuç içlerine kına yakarlar. Damat ayrıldıktan sonra, kızın annesi ağıt yakar. Bu işe baş övme denir.
AĞIT Ne zahmetlerle büyüttüm seni. Terk mi ediyorsun ana evini? Sende gidersin sevini sevini. Ağlamak bugün bana mı kaldı? Sarardım seni üşüme diye. Hasret kalacağım yarın sesine. Dönerde bakar mısın annene? Ağlamak bugün bana mı kaldı? Herkes oyun oynar sevinir. Bazıları bu sevdaya yerinir. Kızından ayrılan ana sürünür. Ağlamak bugün bana mı kaldı? Damla damla döküldü gözümden yaşlar. Ben ağlıyorum kınamayın bacılar. Yarın yerinden oynayacak sökülen taşlar. Ağlamak bugün bana mı kaldı? Allah'ın emridir uymalıyız buna. Kimse bugün bakmasın kusura. Bugün bende yarın sendedir sıra. Ağlamak bugün bana mı kaldı? — Z. AKDOĞDU.
Misafirlere kuruyemiş ikram edilir. Tekrar oyunlar oynanır, türküler söylenir. Kızın yanında kalacaklar belirlenir. Topluluk hayır dilekleriyle geceden ayrılır. Böylece kına gecesi sona erer.
F) Düğün
Düğün genellikle Cuma namazını mütakip hocanın bayrağı dualaması ve bayrağın asılmasıyla başlar. Pazar öğle vakti gelinin inmesiyle sona erer. Düğünün başlamasıyla birlikte tatlı bir koşuşturma kız ve damat evinde başlar. Köy okunur. Düğün evine karınca kaderince köy halkı evinde ne varsa süt, bulgur, çay, şeker v.b. yiyeceklerden yardımlaşmak için götürür. Yemekler hazırlanır. Bu arada kız ve damat tarafında çeyiz yazılır. Yazılan çeyiz eşyaları alınarak damat tarafına götürülerek kullanıma hazır hale getirilir. Damat tarafında toplanan yakınlarla birlikte, yengelerin arabalara binmeleriyle gelin almaya gidilir. Düğünü organize etmesi için erkeklerden bir düğün kahyası belirlenir. Kız evine gelindiğinde oyunlar oynanır, eğlenilir. Bu arada gelin hazırlanmaktadır. Sandık üstü, kapı kilitleme ve kardeş yolu gibi adetler yerine getirilir. Yani bahşiş verilir. Kızın beline kırmızı kuşak bağlanarak kız babası veya kardeşi tarafından evden çıkarılarak duadan sonra damada teslim edilir. Gelin arabasına bindirilerek düğün konvoyu korna çalarak kız evinden ayrılır. Düğüne gelen arabalara kız tarafında yol bağlanır. Düğün konvoyu dolaşarak düğün evine gelirken yolda önü kesilir. Düğün kahyası yolu kesenlere bahşiş vererek yolu açtırır. Böylece konvoy düğün evine gelir. Gelin arabasının yanına düğün kahyası ve saçı çağırmak için sesi gür bir kişi gelir. Saçı çağırma işi başlar. Gelinin kayınbabası ve kaynanasından başlayarak düğüne katılanlar tarafından saçı çağrılır.Bu işlerden sonra gelin ve damat arabadan bahşiş verilerek indirilir. Beraberce eve alkışlar arsında girerler. Bu arada damat bir mendil bozuk parayı gelinin başından aşağı saçar. Bu işe en çok çocuklar sevinir. Küpler kırılır, kapıya çivi çaktırılır, yağ sürdürülür v.b. gelenekler yerine getirilir. Gelin ve damada birer bardak şerbet içirilir. Damat evden ayrılır. Oyunlar oynanarak eğlenceye devam edilir. Dışarıdaki topluluk gelin indikten ve yemek yendikten sonra düğün sahibine gözün aydın diyerek dağılır. Akşama kadar eğlence evde devam eder. Damat arkadaşlarıyla vakit geçirir. Yatsı namazından sonra damat odasına davet edilen hoca efendi damada kına yakar, dualar edilerek damat yollanır. Damadın gelinin yanına yollanmasıyla düğün sona erer.
G) Kekil kesme
Düğünden bir gün sonra yakınlara haber verilerek, kekil kesme töreni yapılır. Gelinin alnının üzerindeki saçlarından bir tutam saç kesilir. Bu işe kekil kesme denir. Günümüzde bu gelenek tamamen yok olmaya yüz tutmuştur.
B) SÜNNET DÜĞÜNÜ
Peygamber efendimizden günümüze kadar devam eden bir sünnet merasimi ve aynı zamanda bir gelenektir. Sünnet düğünü yapacak olan kişi köy halkını sünnete davet eder. Belirlenen günde sünnetçi, hazırlanan törenle çocuğu sünnet eder. Sünnetten sonra çocuk ziyaret edilerek hediyesi takılır. Hazırlanan yemekler yenir, dualar edilerek düğün sona erer. Daha sonra camide sünnet mevlidi okutulur. İsteyen sünnet düğününü çalgılı olarak ta yapar.
C) BAYRAMLAŞMA
Bir yılda iki tane dini bayramımız vardır. Bunlardan birincisi Ramazan Bayramı, ikincisi ise Kurban Bayramıdır. Her iki bayramda da bayramlaşma aynı şekilde yapılmaktadır. Arefe günü ikindi namazından sonra kabir ziyaretleri yapılır. Bilenler tarafından Kur'anı Kerim okunur, bilmeyenler ise Fatiha ve İhlas sürelerini okuyarak geçmişlerini yad ederler.
Bayram sabahı camide Bayram Namazı cematle birlikte kılınır. Namaz bitimi caminin içinde halka oluşturmak suretiyle bayramlaşılır. Camiden çıktıktan sonra ev halkı ile bayramlaşılır. Yakın akrabalar büyüklük sırasına göre ziyaret edilerek elleri öpülür. Bu arada bayram gezmesi yapan çocuklara kolonya ve şeker ikram edilir. Kurban Bayramında ise gelen misafirlere kavurma ikram edilir. Her iki bayramda evlerde tatlı yapılarak misafirlere ikram edilir. Genel hatlarıyla köyümüzde bayramlaşma bu şekilde yapılmaktadır.
Ç) İMECE
İmece: Köye ait işlerin köylülerin beraberce çalışarak yapmasıdır. Köyde yapılacak iş önceden köy halkına duyurulur. Köylü sıraya konur. Sırası gelen çalışarak görevini yapar. Çalışamayacak durumda olanlar ise parasını verirler. Yol yapmak, su kanalı yapmak, köye su getirmek, köy konağı yapmak, okullara çalışmak, köprü yapmak, kanal yapmak ve benzeri işler imece ye örnektir.
D) ASKER UĞURLAMA
Askere gidecek gençlerin pusulaları çıkınca eğlenceler hemen başlatılır. Sümbüllüğe ateşler yakılır, elektrikler çekilir ve mekan hazırlanmış olur. Burası gençler askere gidene kadar uğrak yeridir. Askere gidecekler için hem tertipleri hem de aileleri tarafından davetler düzenlenir. Bu işler askerler uğurlanana kadar devam eder. Asker uğurlama günü İkiçitilliğin orada toplanılır. Herkes yakınlarına ve dostlarına asker harçlığı verir ve vedalaşılır. İmamın dua etmesiyle ortalığı hüzün kaplar. Yavrularından ayrılan anne ve babalar, evinden ayrılan yiğit gençlerin gözlerinden yaşlar dökülür. Bazıları ağlamamak için dirense de gözlerinden bir iki damla yaş dökülür. Arabaya asılı Türk Bayrağının verdiği gururla yolculuk başlar.
12. KÖYÜMÜZDE KÜLTÜR VE EDEBİYAT
Köyümüzde yaşayan yerleşmiş bir Türk kültürü vardır. Kültürü kısaca tarif edecek olursak; Bir toplumun gelenekleri, görenekleri, yaşama tarzı, giyimi, kuşamı, inancının oluşturduğu bütünlüğe kültür denir. Şiir yazanlar, mani söyleyenler, ağıt yakanlar, türkü söyleyenler de var. Ancak bu kitapta yeteri kadar kişiye ulaşılamadı. Eksiklikler mutlaka giderilerek zamanla tamamlanacaktır. Bu konuda bana eser ulaştıranlar olursa mutlaka burada yer verilecektir.
DAĞLAR Gönül arzu eyliyor sultan Ağ Dağı Ala karlı çamlı bellerin gördüm, Cennete misali tereyim olmuş Al ,kırmızı gonca güllerin gördüm. Açılmış çicekleri koruyor Ordu Artıyor bülbülün figanı derdi, Ne güzel yurdumuş Danışık Yurdu Anca güzel konmuş yerlerin gördüm. Yaylalar hakkında yaylamız ayan Kuşların tesbihini çekerler beyan, Sırıklı suyu derler canlara ayan Akar karlı buzlu, ister gönlümüz. Karaca ziyarette mumlarım yanar Nalbant'ın başında turnalar döner, Üç oluk suyundan içen güzeller kanar Güzele layık yerlerin gördüm. Ezel Köndelende oynardı kayık Meleşir boz koyun ,horüşür geyik, Yayla derler Yastı burun ,Bozhöyük Beylere layık yerlerin gördüm. Goğul goğul öter dağların kuşu Mevlaya beyandır onların işi, Bozhöyük köndelen güzel Aktaş'ı Gider çarşı, çarşı yerlerin gördüm. Gel gönül gelmiş iken ,gel seyran eyle Her daim yolumuz uğramaz böyle, Armut alan'ı derler başına yayla Eser acı poyraz ister gönlümüz. Sarıbey alanıda beyler konağı Yavru şahan torba laban düneği, Gelin seyran edelim Sultan konağı Konak'ta selvinin dalların gördüm. Bağlamış valayı,eğdirmiş başı Kudret vergisi karadır kaşı, Git kanağa aşağıda gör Topaktaşı Misafir almadık yerlerin gördüm. Garip mullam derki övdüm saray'ı. Sene bin iki yüz tarihtir deyi, Çıkrıkçı ,Karayakup,Terzili köyü Yüzer güvel ördek göllerin gördüm. AŞIK GARİP (Ömer Oğlu Mustafa Oktay'dan derlenmiştir.)
KÖYÜM Çıktım Sırıklı'nın başına Hiç kurumuyor gözlerinin yaşına Kurban olayım toprağına taşına Canım görmek istiyor güzel köyümü. Sırıklı deyince dile yakışır Koyun kuzu sulara akışır O yaylalarda analara bacılara yakışır Canım görmek istiyor güzel köyümü. Karşıda yapraklı dağlar Ölenlerin halinden ne bilir sağlar Her nereye gitsem garipler ağlar Canım görmek istiyor güzel köyümü. Susuz derelerde de meyve biter mi? Oğulsuz evde tütün tüter mi? Kuşsuz kafeste bülbül öter mi? Canım görmek istiyor güzel köyü mü? Şu köyümden ayrılalı Hayli zaman oluyor Şu benim kafama da aklar doluyor Canım görmek istiyor güzel köyümü. Yahyasaray yolu da bükülür gider Zülüfler gerdana dökülür gider Kar suyu da eriyince sökülür gider Canım görmek istiyor güzel köyümü. Dolamac mahallesinde yaptırdım evimi Bir türlü unutamıyorum o güzel köyümü Hele de o güzel soğuk suyunu Canım görmek istiyor güzel köyümü. — Mustafa AKBUDAK
AĞLAMA ANAM Oğlum gurbet elde diye, Sarılıp mektuba, ağlama anam. Aklımdasın hep unutmam diye, Bakıp resmime ağlama anam. Mektubun gelir diye postacı bekleme. Uçan kuşlardan sorup sual eyleme. Gurbet oku batmış garip sineme. Yazarsam sana ağlama anam. Sana gelmek isterim gelemem. Uzun zaman oldu gülemem. Yalan mı gurbet bende bilemem. Yalanda olsa ağlama anam. Akşam olur gözlerim yaşlarla dolar. Bir gül misali benzimde solar. Sıla hasretiyle gönlüm de yanar. Bir yudum su diye ağlama anam. Kimse bilmez benim derdimi. Bulamadım anam bende yerimi. Sönmek bilmeyen temiz sevgimi. Açarsam sana ağlama anam. — Z. AKDOĞDU
13. KÖYÜMÜZE HAS ÜNLÜ YEMEKLER
- A) Uhud
Malzemeler: Buğday
Yapılışı: Buğday bir torbaya konularak çimlenene kadar suda bekletilir. Çimlendikten sonra kurutularak iyice öfelenir. Değirmende üğütülür. Maya kazanına su konarak kaynatılır. Kaynayan suyun içine hazırlanan undan konularak koyuloşana kadar demir deyneği ile (kazgıç) karıştırılır. Kıpkırmızı olduktan sonra pişirme işlemi sona erer. Soğutularak servis yapılır. - B) Kaklama
Malzemeler: Hoşaf, nohut, yarma, üzüm, kayısı, pekmez.
Yapılışı: Malzemeler yıkandıktan sonra bir kazana konur. Yeterince su konularak koyulaşana kadar pişirilir. Tatlandırmak için pekmez konur. Kaklamaya tuz atılmaz. Soğutularak servis yapılır. - C) Arabaşı
Malzemeler: Hamur için un, çorba için kavrulmuş un, tavuk, tavşan, baharat
Yapılışı: Hamuru yapmak için su iyice kaynatılır. Kaynayan suyun tuzu yetirilir. Bir kişi oklava ile karıştırırken bir kişide unu iki eli ile yavaş yavaş suyun içine öğütür. Oklava hamurun içinde dikilene kadar, bu işleme devam edilir. On beş yirmi dakika yeniden pişirilir. Hamur fokurdamaya başlayınca indirilir. Tepsilere, tabaklara bir buçuk iki santim kalınlığında düzgünce dökülerek serilir. Soğutulmaya bırakılır. Çorbayı yapmak için, kavrulmuş un ayrı bir kapta muhallebi haline getirilir. Ayrı bir tencerede kaynayan suyun içine dökülerek pişirilir. Dikilenmiş tavuk eti ilave edilir. Ayrı bir tavada yeteri kadar yağ eritilerek içine toz biber, pul biber atılır. Pişirilen çorbaya ilave edilir, tuzu yetirilir. Bir taşa kaynadıktan sonra çorba indirilir.Hazırlanan hamur baklava dilimi şeklinde kesilir. Hamurun ortası bir çorba tası sığacak kadar açılır. Çorbanın çok sıcak olmasına dikkat edilir. Kaşıkla önce hamur alınır, çorbaya daldırılarak çiğnenmeden yutulur. Kaşığındaki hamuru çorbanın içine düşürene yeniden arabaşı yaptırılır. - Ç) Çilbir
Yumurta ve un ayrı bir kap içinde kişi sayısına göre karıştırılarak çarpılır. Bir tencerede kaynamakta olan suya dökülerek karıştırılır. Pişince yağ yakılarak servis yapılır. - D) Keşkek
Yarma iyice haşlanır. İri taneler haline gelince başka bir kabın içinde hazırlanan sos ilave edilir. Kaynamış tavuk eti didilerek yağda kızartılır. Bu karışım da katılır. Sıcak olarak servis yapılır. - E) Köfte
Malzemeler: Et, bulgur,baharat, soğan vb.
Yapılışı : Kemiksiz et iyice dövülür. Bulgur katılır, baharatı katılır, soğanı katılır. Bu karışım iyice yoğrulur. Biraz dinlendirilerek yuvarlama yapılır. Yuvarlanan köfteler beş on dakika bekletilir. Ayrı bir kazanda su kaynatılır. Kaynayan suyun içine köfteler atılarak pişirilir. Yağı yakılır. Ayrıca hazırlanan etler didilerek köfteye katılır. Beş dakika daha pişirilir. Böylece sulu köfte hazırlanmış olur. Sıcak olarak servis yapılır. Düğünlerde, Hac yemeklerinde ve Mevlütlerde sıkça pişirilir. - F) Hedik
Bulgur kaynatırken kaynamış bulgura hedik denir. Asıl hedik buğdayın kaynatılması ve içine yine kaynamış çedene katılmasıyla yapılmış olur. Tuzu katılarak servis yapılır. Ayrıca mısır kaynatılarak içine yine kaynamış çedene katılır. Tuz ilave edilerek servis yapılır. Buna mısır hediği de denir. - G) Kavurga
İri taneli buğday iyice ayıklanır. Çedenesi aynı şekilde iyice ayıklanır ve savrulur. Yufka yapılan sacın iç yüzeyi temizlendikten sonra ateşin üzerine konur. Buğday hafifçe ıslatılarak sacın içine dökülür. Yufka ekmek sulama süpürgesi ile buğdaylar kavrulana kadar karıştırılır. Buğday kavrulduktan sonra çedene de aynı usulle kavrulur. Tuzları yetirilir. İkisi karıştırılarak içine fıstık, kızıl üzüm ve kınalı şeker ilave edilerek servis yapılır. Kış aylarının değişmez ikramıdır. - H) Helle
Malzemeler: Yeşil mercimek, barbunya (boyalı bakla) kurutulmuş et ve ya pastırma içine atmak için çökelek.
Yapılışı: Bir gün önceden mercimek ve barbunya ayrı kaplar içine konarak su katılır ve renkleri çıksın diye bekletilir. Bir tencerenin içine konur. Yağı, tuzu salçası katılır. İçine un ilave edilerek kaynayana kadar karıştırılır. Kurutulmuş eti veya pastırması, çaman unu katılarak pişirilir. Sıcak olarak servis yapılır. Sofrada isteyen tabağına çökelek ilave ederek farklı bir tat katmış olur. - I) Patates Yemekleri
Burada patates yemeklerinin tarifinden ziyade patatesten yapılan yemeklerin isimleri üzerinde duracağım.- Patates mıhlaması
- Patates kavurması
- Patates kızartması
- Patates haşlaması
- Patates salatası
- Patatesli mantı
- Patatesli bazlama
- Patates közlemesi
- Patatesli sac böreği
- Patatesli çörek
- Patates püresi
- Patates dalazıtması
- Patates köftesi
- Patatesli bulgur pilavı
- İ) Mantı
Mantının hamuru hazırlanır. Bu hamur kalınca bir yufka gibi açılır. Baklava dilimleri şeklinde kesilir. Patatesli, kıymalı ve mantarlı tercihe göre bunlardan biri iç olarak hazırlanır. Bu iç kesilen hamurun içine konarak üçgen şeklinde kapatılır. Hazırlanan mantı dinlendirildikten sonra kaynayan suda pişirilir. Şoyu süzülür. İsteğe bağlı olarak ayranlı (yüzlüklü)veya kızıl olarak servis yapılır. Kuş dili ve düğün mantısı olarak da boş mantılar yapılmaktadır. - J) Fasulye
Köyümüzde bol miktarda fasulye yetiştirildiğinden çok çeşitli fasulye yemekleri yapılmaktadır. Hiç şüphesiz daha bir çok yemeklerde yapılmaktadır. Tabiatta yetişen bir çok bitkiden de yemekler yapılmaktadır.- Madımak
- Kuşkuş
- Kızılca
- Çiriş
- Efelik
- Semiz otu
- Isırgan otu
"İstanbul'da susuz gezmektense, Yahyasaray'da aç dolaşırım!" — Ibrahim Adsalmış (Ibrahim Bey)
SON